Güneş söndü... Ölüm bile kendinden geçmişti o gece. Peşime takıldı kasırgalar.. Sana ulaşmaya koyuldum. Karşına dikildiğimde adını yitirmişti korku. Artık bana aittin Rye.
''Yarım porsiyon yedin, felç olup saniyeler içinde ölmeliydin. Ama buradasın. Düşündün, soluna baktın ama sağına değil ve atladın. Düşmanın oradaydı. Ölmen gerekirdi ama ölmedin. Tek başına üç baygın adamı fırtınadan korudun. Donman gerekirdi, hatta oksijensizlikten kendinden geçmeliydin ama olmadı. Dirim kafesine atıldın, o darbelerden sonra boynun kırılmalıydı ama rakibin ne kadar güçlü ve iri olsa da sen bir şekilde sağ çıktın, hem de gülerek. Düşmanın seni buldu, ölüm seni kıstırdı ama sana hiçbir şey olmazken adam kızardı. Sahi ya kaç bin voltluk vurmuştun ona? Dört sene boyunca durmadan yeni arayışlara geçtin. Ama bir şekilde her durağında yeni bir yetenek kazandın. Sıska ve boylu poslu halinde pek bir değişiklik olmadı ama kaslarını boğazına sarılan kollardan kurtulabilecek kadar kuvvetlendirdin. Böylece azılı düşmanını -her ne kadar benim tırnağım bile olmasa da- üçüncü defa da alt ettin. Serseri kuzenin eser kaçakçılığında tam bir tilki ama ağzı iyi laf yapıyor. Seni...
Dalgaların içinde yüzü güneşe dönük halde uzaklaşmaya devam ediyor. Kızıla kaçan bu sarı ışığın altında dalgalar mat bir aynaya dönüşüyor. Gökyüzünün koyu mavisini taklit ediyor deniz. Ve işte tam altında kendimi görebiliyorum. Ayaklarımın altından çekilen suyun tabanında bana doğru yaklaşan yüzünü tanıyorum. Gittikçe yaklaşıyor, büyüyor, ağzı, çenesi kaybolurken yalnızca bana ait olmayan gözleri kalıyor... İşte orada, geniş yapraklı otların ardında ışıldayan siyah ve parlak gözler düşleri ve tüm geceyi de yararak sonunda gerçek dünyaya geçmişti. Ben daha doğrulamadan üzerimden öteye savruldu. Olağandışı kükremesiyle ormanı bile ürkütmüş bu dört bacaklı varlık başından beri peşimdeydi. Üstüme atlayıp beni tüketmesi an meselesiydi. Hiçbir silah onu durduramazdı. Silüeti o kadar karanlıktı ki gecenin içinde rahat seçilebiliyordu. Sanki her şey ona karşıymış gibi bir rahatsızlık içerisinde başladığı işi bitirmeye yeltendi. Pantere benzeyen kafasını ona ait olmayan bir canavarımsı gövde ta...
Kovuktan çıktığında aynı manzaraya bakıyordu yine ama sanki daha dingin, daha güzel. Birkaç adım ötesinde, ardında yükselen heybetli gövdeye gözü ilişti. Ve işte orada kemiksi beyazlık tüm bedenini sarmış, artık hiç olmadığı kadar farklı, neredeyse ölü sakinliğinde dimdik karşısında duruyordu. Ağacın ötesinde sivrilmiş çıplak kayalığın ışığı saklayan parıltısı gecenin içinde seçilebiliyordu. Zirveye doğru ağır adımlarla ilerledi. Eğim arttıkça meka-not bacaklar daha güçlü kırtlamaya başlamış kolluklardan destek almak zorunda kalmıştı. Kaygan kumul yamaçta serin rüzgarlarla tekinsizleşmiş ayak izlerine baktı. Burnunu kırıştırdı, başının arkasında minik bir rüzgârı yakalar gibi döndü heyecanla. Öyle bir sessizlikte süzülmüştü ki baykuş, unutulmuş eski bir anı gibi yok olacağını sandı. Glud ağacının kırık dalında bir kol boyu kanadını tararken bakışını fırlatmıştı o da. Tebessüm edip bir zafer işareti verdi gövdeyle bütünleşmiş kuşa. Yamacı aştığı sıra bir sis kümesi ormanın alçak k...
Yorumlar
Yorum Gönder